Delirdik ama bir sor neden?


Hikaye okumak başka bir şey okumaya benzemez. Ustalıkla yazıldıysa, layıkıyla dizildiyse cümleler anlamın etrafında, en iyi ihtimalle bir durur düşünürsün hikaye bitince; daha da iyi ihtimalle karnına yumruk yemişsin gibi bir hisse tutulursun… Hikayecinin nihai hedefi işte bu yumruğu senin karnına yerleştirmek, okuyanı dumura uğratmaktır, iki hikayenin arasına bir es koyulmasıdır… İyi hikaye böyledir. Rahatsız eder.

Kısadır ya, her kelimenin ağırlığı, kıymeti farklıdır… Bol keseden betimlemeler, uzun uzun detaylar olmaz hikayede…

Mine Söğüt’ün “Deli Kadın Hikayeleri” ni okudum geçenlerde… Sağ kroşe, sol kroşe, mideye yumruk, nakavt… Söğüt, işimi kolaylıkla bitirdi benim… Okuyucuya hiç acıması yok Söğüt’ün… “Aman efendim, hoş geldiniz, gözlerimiz yollarda kaldı, buyurun şu ponponlu terlikleri giyin” edasının yakınından geçmemiş…

Daha çok şunun gibi:

Her gün görüp de selam vermeye çekindiğiniz yaşlı komşu kadın tarafından eve çaya davet edildiniz. Kapıyı çaldığınızda karışınıza jartiyerle çıktı, ağzında da bir kasap bıçağı olduğunu gördünüz diyelim, bıçaktan kan damlıyor ve kadın size çayınızı sütlü mü yoksa sütsüz mü içeceğinizi soruyor diyelim…. Buna benziyor biraz bu kitap…

Hani derler ya, deliliğin bini bir para hangisinden başlamalı… İntihar etmeden önce evdeki bütün muslukları açan yaşlı teyzeden mi, kocasını kızartma yaptığı yağ ile yakan sabırlı anneden mi, ölen eroinman babasının cesedine konan sinekleri kovarak onu temiz tutmaya çalışan kızdan mı?

Yazarken bile bi garip oldum… İşte, anladınız siz onu… Hepsi kadın, hepsi zır deli, kiminin zararı etrafına, kiminin yalnızca kendisine, hepsinin sebepleri var delirmek için. Haklı sebepler. Deliliklerini senin benim akıllılığımızdan çok daha mazur gösterecek sebepler…

Alışılmadık üzere bir de Bahadır Baruter etkisi oldu yediğim darbelerde, ara sayfalarda görselleştirmiş bu deli kadınları… Şunun gibi:

Kapak da onun tasarımı zaten…

Siz kendinizi çok makul, çok akıllı, çok uslu sanıyorsunuz ya… Şu kitabı bir okuyun, sonra konuşalım, hem belki bileklerimizi keseriz beraber.

Damla Çeliktaban

Yazar: Damla Çeliktaban

Sayısız kitap okudum, az buçuk gezdim. anne olduktan sonra oğlumu büyütürken kendimi de büyütmem gerektiğini idrak ettim. Türlü arayış yollarına düştüm, türlü hocalarla çalıştım. Clarissa P. Estes ile tanışıp, çalıştıktan sonra masalları, ruhsal harita olarak kullanmayı öğrendim; masal çemberleri kurarak çoğunlukla kadınlarla, nadiren de olsa erkekler ile “Kurtlarla Koşan Kadınlar” masalları çalıştım. Varlıklararasılığa, yeni hikayeye, Bir’lik bilincine, yaşamın her unsurunun Ruh’lu olduğuna inandım.
TÜM HAKLARI SAKLIDIR - Damla Çeliktaban